“…Hayat her an gülümser ona içten gülene / Mutlu olmak zor deÄŸil, olmasını bilene… Çiçek nedir bilmeden bozkırlara dalmışsın / Çaldığın kapılardan hep nasihat almışsın / Ãœstelik bu alemde aÅŸktan mahrum kalmışsın / Desene ki güzelim sen hiç yaÅŸamamışsın… Adamın biri restorana telefon eder: “Bize 200 kiÅŸilik bir sofra hazırlar mısınız, kuÅŸ sütü eksik olmayacak; parası önemli deÄŸil”. Patron yanıtlar “Evet, hazırlarız“. Sofra hazırlanır. Kapı açılır ve içeriye omzunda bir kuÅŸla çok yakışıklı bir delikanlı girer. KuÅŸ sofranın üzerinde uçar ve birkaç dakika içinde tüm yiyecekleri siler, süpürür. Patron ve garsonlar gördüklerine inanamazlar ve delikanlıya sorarlar: “Bu nasıl iÅŸtir ?”. Adam anlatır (ben burada anlatmayacağım). Son sözleri bir iç çekiÅŸtir: “Ne bileyim ermiÅŸin bu kadar gerzek olduÄŸunu” olur…”
Merhaba
YaÅŸamda bazen öylesine gerzeklikler olur ki ÅŸaşırır kalırız. O genç delikanlı bir zamanlar ne o kadar yakışıklıydı ne de karun gibi zengindi. Bir gün çölde giderken ölmek üzere olan yaÅŸlı bir adam görür o delikanlı ve matrasındaki son birkaç damla suyu vererek ihtiyarın hayatını kurtarır. Ä°htiyar bir ermiÅŸtir ve delikanlıya “Bana üç dileÄŸini söyle gerçekleÅŸtireyim“der . Delikanlı önce çekinir ve ermiÅŸin ısrarına dayanamayıp dileklerini sıralar. “Dünyanın en zengin adamı olayım” der demez zenginleÅŸir. Ä°kinci dileÄŸi de dünyanın yakışıklısı olmaktır ve anında olur. Üçüncü dileÄŸini şöyle açıklar “Öyle bir kuÅŸum olsun ki yesin yesin hiç doymasın” ve omzuna bir kuÅŸ kondurur ermiÅŸ. Ä°ÅŸ yaÅŸamında ve iliÅŸki yönetiminde de böyle yanlış anlamalar olur ve kimi zaman geri dönüşü olanaksız yerlere varılıp ipler kopar. Hele bir de bugün olduÄŸu gibi sıcaklık kırk dereceye yaklaşıyorsa. Yanlış anlamalara fırsat vermemek için dilekleri doÄŸru iletmek gerek. Öyle diyor bir ünlü söz “Dileklerinize dikkat edin bir gün gerçek olabilir“.
Bundan önce yazımda geri dönüşlerle 2014 den, 2004 e (Mısır’daki yıllık toplantı ve otorite ile bozulan iliÅŸkilerimle sabır sınavım); 1994 e (kriz yılında satış yönetiminde seferberlik ilanımla mesleÄŸimize ekiple etkinlik kazandırmak); 1984 e (Enstitüdeki son günlerim ve annemin ölümü ile babamın saÄŸlık sorunlarda pekiÅŸen sondalı iç desteklerimiz ve ustalık yolculuklarımız), 1974 e (doktoraya baÅŸlarken Gönen’e uzanan Gazanfer Bilge’li yüzeyde uçuÅŸlu en ucuz yolculukları ve bazen rahmetli Ayla hanımla Tayyare Otel, bazen rahmetli M.Kaya ile Alman ÇiftliÄŸi konaklamaları, sempatik ikmal ve Konyalı Mehmet) ve 1964 e (NezuÅŸ’la altıncı yılına giren beraberliÄŸimize niÅŸan ile resmiyet kazandırmak, mezuniyeti bekleriz deyip bir yıl sonra talebeyken evlenmek ve ertesi yıl da Ãœmit’le/li olmak) gidip gelerek bugüne dünden deÄŸer katıp yarına uzanan köprüleri kurmaya çalışmıştım.
Bu yazımda da 1964-1954 arasına ve beni o günlere (Bu adam artık evlenebilir) hazırlayan üç testten söz edeceÄŸim. Bunlara “olgunluk testleri” dedim. Belki de “Elinin Ayarı” demek daha doÄŸruydu. Ya da “Bıçağın Rolü” gibi bir baÅŸlık. Üç testte de ortak olan bıçaktır. Bu testler günlük yaÅŸamın içinde ve daha çok annem ve babamın beni hayata hazırlarken çaktırmadan yaptıkları, bana kattıkları, “yetkinliklerim“in izin verdiÄŸi ölçüde hayata hazırlayıp, “beceri” kazandırdıkları iÅŸ yapma biçimi modelleriydi. Benzer testleri lise sonrası “olgunluk sınavı“nda, ya da kızların gittiÄŸi “olgunlaÅŸma enstitüleri”nde de yaparlar mıydı ? bilmiyorum. Belki de Kemal Tahir’in “Bozkırdaki Çekirdek” veya “Köy Enstitüleri”nin içinde de hep benzer testler vardı…Bugünlerde arabada, sahilde, çatıda, salonda, salıncakta her biri okunmaya hazır bekleyen sayısı onu aÅŸkın S.Akın kitaplarındaki kimi öykülere bakınca isimlerini bildiÄŸim kendilerini tanımak, öğrenmek için pek özen göstermediÄŸim pek çok ÅŸairin günlük yaÅŸam kesitlerinde de nice benzer testlerin yer aldığını görünce daha bir düşünür oluyorum kitaptan başımı kaldırıp yeni çimlerime bakarken…
Elinin Ayarı 1: Soğan Testi ne işe yarar ?
Belki de en önemlisidir. Biz X kuÅŸağı ikinci dünya savaşı sıkıntılarını yaÅŸayanların ve çocukluklarımız “ekmek karnesi” dönemine denk gelen bir nesiliz. Asıl korkular ebeveynlerimizde yoÄŸunlaşıyordu. “Yol vergisi“ni ödeyemediÄŸi için Soma-Ä°stasyon arasındaki ÅŸosenin yapımında ırgat olarak çalışan 1330 doÄŸumlu babamın gelir/gider hesaplarında ve asıl önemlisi üç kuruÅŸ gelirinden yaptığı ikiÅŸer kuruÅŸluk tasarruflarda hep bu soÄŸan testi yer alıyordu. Böyle olduÄŸu için iflas etmiÅŸ bakkal dükkanından bile 1159 sokaktaki evi inÅŸa etmek ancak onun ve annemin de desteÄŸi ile (kimi zaman biz gençleri hayatı zindan eden) onların harcı olabilirdi. Bize de bulaÅŸtı ama bizden öteye pek gitmedi bu alışkanlık. KuÅŸkusuz ben o zamanlar (1954/1964) bu testin kiÅŸilik oluÅŸumunda, alışveriÅŸ sanatında ya da elinin ayarında ne iÅŸe yaradığını bilmediÄŸim gibi böylesi bir testin içinde yoÄŸrulduÄŸumun da pek farkında deÄŸildim. GörebildiÄŸim sadece basit bir soÄŸan kesme iÅŸiydi. “Bakalım başını nerden kestin ? Cimri misin ; müsrif mi ?”. Ä°kisi de kötü puan. Rahmetli Hanife ablanın bir sözünü anımsadım: “Zengin, zengin oluncaya kadar çok cefa çekermiÅŸ; fakir, fakir oluncaya kadar çok sefa sürermiÅŸ”. Önce ters bir anlatım gibi gelse de çok doÄŸru. “Sabrın sonu selamettir” sözü de benzer bir anlamı içeriyor. Cefa çekmek, kısa vadeli kazanımlara göz yumup geleceÄŸe yatırım yapmak; ya da lokumu hemen yememek demek. Sefa sürmek ise sahip olduklarının deÄŸerini bilmemek ve har vurup harman savurmak demek. Buradaki “har ” acaca “eÅŸek” demek mi ? Bilmiyorum. Sadece Lise yıllarımda Nef’i’nin (umarım ÅŸairi doÄŸru anımsıyorumdur) “harname” isimli ÅŸiirinin eÅŸekle ilgili olduÄŸuna eminim (!).
“SoÄŸan testi” hesap bilmek demektir. “SoÄŸan testi” hayata hazır olduÄŸunu elinin ayarında bir adım geliÅŸtiÄŸini ortaya koymak demektir. Altmış yıl önce, 1954 yılı çevresinde Soma’daki çocukluk yıllarımda hemen her mahallenin bir köşesinde, boÅŸ bir arsada ya da bakımsız kalmış bir evin yanında bir “küngelik” olurdu. Biz o zamanlar “çöplük” demezdik. Bizim çöplerimiz küngeydi. Sanki evin süpürülmesiyle toplanan bir takım atıklardı. Çürüyen, kokan bitkisel hiç bir atık görmedim küngelikte. Yemek atığımız olmazdı. Buzdolabımız yoktu. Tel dolapta korunan yemekler yenecek miktardaydı. Ekmek evde yapılırdı. Biz hiç, bir parça olsun ekmek atmazdık. Bugünlerde çöp bidonlarında gördüğüm ekmek atıkları yüreÄŸimi burkuyor; hele bir de dünyanın aç insanlarını düşündükçe. Biz bugün de ekmek atmayız. Ä°ki gün sonra ya buzdolabına girer ya da kızartılır bir akÅŸam önce ziyafetten arta kalan ekmekler. Bizim altmış yıl önceki küngeliklerimizde kavun, karpuz kabukları da olmazdı. Onları yiyecek hayvanlar mutlaka bir yakınlarda olurdu. Hatta kurban bayramı karpuz sezonu dışında olursa, kurbandan bir hafta önce evde beslenmeye baÅŸlanan kuzulara yazdan kurutulup saklanmış kavun karpuz kabukları üstüne kepek serpilerek yem olarak verilirdi. Biz Ockham’ın usturası gibiydik. Bay Ockham özünü Latince söylediÄŸi ve adına “Ockham’s Razor “denen deyimin bir yerinde şöyle der:  “Entities should not be multiplied unnecessarily / Hiç bir ÅŸey gereksiz yere çoÄŸaltılmamalıdır”. Adam haklı. Bugün çevremde tanık olduÄŸum her tür kaynak israfının (buna akıl ve saÄŸlık da dahil) nedeni daha çok klimalar altında ya da gölgede yaÅŸayanların sıcaktan  can sıkıntısı ve HESlere, Nükleere ve hatta rüzgarlılara karşı çıkarken gösterdikleri şımarıklık… Üç yıl önce bugünlerde Kırıkhan pamuk tarlalarında 47 derece sıcaklıkta “çukurdan çıkma teknikleri”nin uygulamasını gösterirken arkamda kimsenin kalmadığını görünce soÄŸanın tepesini doÄŸru kesme becerimin saÄŸlık bölümünden ödün verdiÄŸimi anladım ve iki gün sonra ÇeÅŸme’ye döndüm. Üç yıl sonra X KuÅŸağımızdan C3 de Lahor’un 55 derecesinden saÄŸ salim yurda döndüğünde nelerin nelere deÄŸdiÄŸini “soÄŸan testi” ile daha iyi görecektir. Bu arada Z KuÅŸağımızın Ä°zmir Amerikan Koleji oluÅŸumları da kimbilir hangi testleri yüz akıyla aÅŸmanın ödülüdür ! Bunu da zaman gösterecek. Daha ne ister insan !
Altmış yıl önce farkında varmadan kiÅŸilik oluÅŸumuma ve evlilik hazırlıklarıma giren “soÄŸan testi” meÄŸer, 2005 yılında öğreneceÄŸimiz “EOS stratejik üçgen”indeki “O:Optimising/ Optimize etmek; en …. olanını bulmak, yapmak” la ilgiliymiÅŸ. Uçtan kesmeyeceksin ki pinti/cimri olmayasın: derinden kesmeyeceksin ki “müsrif, savurgan” olmayasın. Hele bir de evlilik arifesindesen, talebeyken evlenip de kıt kaynakları ortak kullanacaksan kesim yeri çok daha önemliydi. Sınıfları birincilikle geçince MaktaÅŸ’ın verdiÄŸi karşılıksız burs, ayda 250 TL iyi paraydı. Yüzellisini babama verirdim ev idaresi için; ellisi NezuÅŸ’a aylık kiÅŸisel ihtiyaçları için; elli de bana kalırdı. Okula gidiÅŸ (Hilal-Bornova tren bileti günde 55 kuruÅŸ ya da ayda 5.25 TL paso); öğle yemeÄŸi (param varsa 1.50TL tabldot; param azsa 75 kuruÅŸ kumrucu Mustafa; param yoksa evden ekmek arası peynir ve domates); paramız kalırsa Åžirinyer’e akraba ziyareti; paramız varsa ayda bir sinema ile yaÅŸamda “denge”yi öğrendik. Ya da yaÅŸam bize dayatmalarla soÄŸan testini öğretti ve öğrendiklerimizi inançla uygulamaya çalışıyoruz.
Elinin Ayarı 2: Ekmek Testi ne işe yarar ?
Tamam soÄŸanı tam yerinden kesmeyi öğrendin; kimse sana cimrisin ya da müsrifsin diyemez. Bu adam “hesabını bilir”; bu adam “seçimlerini doÄŸru yapar”; bu adam “iyi bütçe yapar”; bu adam “ayağını yorganına göre uzatır” derler. Peki ya düzen ya da nizam, intizam nasıldır ? Disiplin midir ? Elinin ayarı kadar gözünün ayarı nasıldır ? Bu nedenle altmışlı yıllarda (bugünden 50 yıl geri dönüşlü) ekmeÄŸin düzgün kesilmesi de çok önemlidir. Hele bir de o zamanlar ÅŸimdiki gibi keskin, tırtıklı diÅŸli, amaca uygun bıçaklar da yokken… Åžimdilerde bu test de anlamını yitirdi. “Tüfek icad oldu mertlik bozuldu” sözünde olduÄŸu gibi hemen her yerde ekmek kesme makinesi var ve insanlar öğrenme ve ustalık yolculuklarında vardıkları aÅŸamayı gösterme olanağından, farklılıkları sergileme ÅŸansından yoksunlar. EkmeÄŸi düzgün kesmeniz çok önemliydi. Bu belki de en basit bir iÅŸe bile önem vermek demekti. Ä°ÅŸi ciddiye almak demekti.
…Ve bugün bayram ertesi… Bu yazıma bayramdan önce baÅŸlamıştım. Yarım kaldı. Aklımın potasında bayram mesajlarından kendiliÄŸinden kimi dörtlüler oluÅŸtu. Hem de ilgisiz yer ve zaman koÅŸullarında. Nedense 51 yıllık dostum Sam’in Florida’dan gönderdiÄŸi özlem dolu samimi mesajıyla, üç yıllık yolculuk arkadaşım genç eÄŸitimci Utku’nun Bodrum’dan gönderdiÄŸi içten mesaj buluÅŸtu ve dörtlünün ilk eÅŸlemesi oluÅŸtu. Hadi bu oyunun adı Briç olsun. Ellerinde neler vardı; oyunu nasıl açtılar, nereye kadar yükseldiler ? bilmiyorum. Karşılarındaki ekip daha uniformdu. Birisi 28 yıl önce Manisa’da Gediz Nehri’nin kenarındaki Terzi Mustafa’nın bağında üzüm hasadı yapan; iki omuzunda iki küfe üzüm taşıyan; bandırmaya ve tarımlara yardım eden Öner; diÄŸeri de beÅŸ sene önce tanıdığım, makamında müdür yazsa da benim gibi mesleÄŸini tarlalarda pull’larla pekiÅŸtiren, deneyim yüklü genç meslektaşım Muammer. Ä°kisi de bugün kendi ÅŸirketlerinde hızla baÅŸarı merdivenlerini tırmanıyorlar. Onlara gıpta ile bakıyorum. Trefli, karo, kör ve pik mi yoksa sanzuti ile kozsun yola devam mı; kontura sürkontur çekerler mi ? bilmiyorum. BildiÄŸim tek ÅŸey aklım onları aynı potada buluÅŸturdu. Her neyse; biz yine SEK/KES Testine gelelim.
Ekmek testi iÅŸleri düzgün yapmak demektir. Ekmek testi yöneticilik becerileri demektir. Evlilik de bir yönetim iÅŸidir. Özellikle kaynakların kıt, isteklerin fazla olduÄŸu koÅŸullarda, gençliÄŸin söz dinlemez geliÅŸim sürecinde. Bu nedenle bizim evde ekmeÄŸi düzgün kesemeyen evliliÄŸe hazır deÄŸil demektir. Bu üç test de “hazır olmak”la ilgilidir. Ekmek testi el göz uyumu demektir. Altmışlı yıllarda fırınlarda ya da ekmek satan yerlerde ekmek kesme makinaları yoktu. HoÅŸ çoÄŸu zaman somunlar elde koparılıp, yemeÄŸin yağına bandırılarak yenirdi. Rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmini anımsıyorum (Çarıklı Milyoner olabilir). SoÄŸanı yumruÄŸuyla vurup lüks bir restoranda masada kırdı; ekmeÄŸini koparıp kurufasulyenin yağına bandırıp aÄŸzına atınca yan masadan “yuh” sesleri geldi ve hiç istifini bozmadan “anan da böyle yerdi” dedi. Konuyu dağıtmıyalım. EkmeÄŸi düzgün kesmek, hem iÅŸleri düzgün yapmak ve hem de hakkaniyetle ilgili bir becerinin iÅŸareti olarak algılanırdı bizim evde.
Elinin Ayarı 3: Kalem Testi ne işe yarar ?
Tamam soğan testi hesap kitap bilmek; ekmek testi işleri düzgün yapmak anlamında da kalem testi nedir ki ? Bir zamanlar kurşun kalemler öyle B,H,HB gibi özelliklerde değildi benim okul yaşamımda (ellili yıllarda Soma Altıntaş İlkokulu). Üstelik odun kısımları da daha sert olurdu. Bizim evde kalemtraş  da yoktu. Hoş o günlerin kalemtraşları ya hemen körlenir ya da ucu da kırardı. Kurşun kalemin ucunu kırmak suçtu; israftı; beceriksizlikti. Babam kopya kalem (silik yazar, silinmez, bastırmak gerek, kopya kağıdından altttaki sayfaya geçsin) kullanırdı. Babamın falçatadan bozma bir bıçağı (çakısı) vardı; biz de siyah bileme taşı. Önce bıçak bilenir; sonra sol elinin ayasının eski Türkçe 81 rakamının (ters V) sekizinin sol kuyruğuna kalemin ucu dayanır. Bıçakla kendine doğru destekli, dayanaklı yavaş yavaş uç açılırdı. Bu iş kayıpları en aza indirme, sabır ve dikkat işiydi. Kalem testi sabır testiydi; dikkat testiydi; özen testiydi. En basti bir işe bile özen gösterme işiydi.
Böylece altmış yıl önce ellili yılların ortasından Soma’nın taÅŸra koÅŸullarından, 1958 de Ä°zmir’e gelip aynı anda NezuÅŸ’la tanışıp altı yıl sonra (1964) niÅŸanlanarak resmileÅŸen beraberliÄŸin hızla evliliÄŸe taşınmasında bu üç testten tam not almam etkili oldu. SoÄŸanı tam yerinden kesip de hesap kitap bilen, gelir-gider dengesini kurabilen, zor koÅŸullarda tasarrufla sıkıntı çekmeden süreci aÅŸan Mustafa (bugün yetmiÅŸe doÄŸru Musto Dede); ekmeÄŸi düzgün kesip de iÅŸleri düzgün yapan, yapmak için emek veren Mustafa, kalemleri uç kırmadan, kalemtraÅŸ kullanmadan Hacıkuru Usulü açarak sabır ve özen gösteren Mustafa bugün duasına yaptığı eklenti ile tüm Copcular adına şükürlerini, minnetlerini durmaksızın ifade etmeye çalışmaktadır.
Demem o ki; yetmiÅŸe doÄŸru, yaÅŸam gölünün karşı kıyısına kulaç atarken özümün, ailemin ve tüm sevdiklerimin yollarının hep aydınlık olması dileklerimle bu üç testin de kırk yılda damıttığım tek sorunun sonundaki kavram olan “RAW” ın ilk harfi olan “R:Ready/Hazır olmak” la ilgili olduÄŸunu özetle vurgulamak istiyorum.
Öğrenme yolculuklarında katılımcılara soruyorum: “Hazır mısınız ?” Herkesin yanıtı: “Evet, hazırız” oluyor. Ardından ikici sorum geliyor: “Peki, hendekler nerede ?”. Kimisi ÅŸaşırıyor; kimisi başını öne eÄŸip mahçup oluyor. Åžaşıranlar “Ne hendeÄŸi ?” derken diÄŸerleri “Kırmızı Ä°nce Çizginin Önemi”ni anlıyorlar. Hazreti Musa şöyle demiÅŸti susuzluktan kırılan ve yaÄŸmur duasından elleri boÅŸ dönen adamlarına ” YaÄŸmurun yaÄŸacağına inansaydınız dua etmeden önce hendekleri kazardınız”. Evet altmış yıl önce baÅŸlayan (ergenlik dönemi) ve elli yıl önce resmi adımları atılan evlilik beraberliÄŸine hazır olduÄŸunun iÅŸaretiydi KES testi ile hendekleri hazır kılmak.
Kalın sağlıcakla.
Öykücü