“…Herkes cennete gitmek ister; ama kimse ölmek istemez…; Kimse kendisine bir şey satılmasından hoşlanmaz; ama herkes satın almaktan hoşlanır…; Dün gece dertli bir adama rastladım. Acı çekiyormuş gibi elini böğrüne koymuştu. Hemen nesi olduğunu sordum. Aç olduğunu söyledi. Elimden geldiğince birşeyler alarak adamı doyurdum. Daha sonra, onu bırakıp zengin bir arkadaşımı ziyarete gittim. Onu da az önce rastladığım zavallı fakir gibi elini ızdırap içinde karnına bastırırken gördüm. Ona da sordum. Hazımsızlıktan dert yandı. Kendi kendime “Ne garip ! Bu zengin artan yiyeceği o fakire verse, ikisi de hastalanmaz, acı çekmezlerdi” diye düşündüm…”(*1)
Merhaba
“Hem sayılı günlerimiz azalıyor ve hem de ne çok şey içimizde uhde kaldı; nol’cek halimiz ? Na’pmalı ?” diyoruz.
Bu sözler Daniel H.Pink’in “Drive” isimli kitabından. Geçen yıl (24.05.2024) Borzemliler Derneği‘mizin sürdürmekte yarar görmeyip kapattığımız web sayfasındaki blogta “Ustalık ve Amaç” başlıklı yazıma alıntı yapmışım Bay Pink’in bu sözlerini. Geçen yıl gecikmeli olarak kutlanan “Enstitü Kuruluş Günü” kutlamalarının bu yıl yarından sonra (14.02.2025) yapılacağı davetini aldım. Zamanında ve de “Sevgililer Günü”ne denk getirilerek yapılacak olan kutlamaya sevindim. Çok istememe rağmen, katılabileceğimi sanmıyorum. Katılamayacak oluşuma, aşırı soğuklarda ve seksenden alınan günlerin daha dikkatli ol uyarı borusunun sesini de ekleyerek Çeşme-İzmir-Çeşme seyahatini göze alamamak endişesi etki ediyor. Düzenleyenleri kutlarken katılanlara da keyifli beraberlikler diliyorum.
Çağrıyı resmi bir davetiye şekliyle içtenlik de katan otorite ve yardımcılarına da ayrıca teşekkür ederken iki anı ve bir özlem depreşiyor ruhumda:
Kokteyl ve Resepsiyon > Rakı ve Ayran
Davetiye de “kokteyl” sözcüğünü gördüğüm için…
Sanırım 51 yıl önceydi. “Birinci MC Hükümeti” günleriydi. İzmir’de “Balkan Ülkeleri Bitki Koruma Konferansı (! Simpozyum da olabilir)” düzenlenmişti. Tarım Bakanı MSPli Fehim Adak‘tı. Hükemetin büyük ortağı rahmetli Ecevit de olsa kimi kritik konularda (alkol gibi) dikkatli olmak gerekiyordu. Bakanlık konukları ağırlamak için Büyük Efes Oteli‘nde bir etkinlik düzenlemişti. Adı “resepsiyon“du. Akolsüzdü ve bardaklardaki beyaz içecekler ayrandı. Biz enstitülü yaramaz çocuklardık. Gözümüz karaydı. Biz de sosyal kol olarak enstitüde bir etkinlik düzenledik: Gerçek anlamda kokteyl. Ancak hazırda paramız yoktu. Diyarbakır ZMAEden istifa edip firmacı olan Dr.Y.K.Oran abimiz Elanco‘nun Türkiye Teknik Müdürüydü. Meslektaşımız Yılmaz Sürmeli de aynı firmanın Türkiye satış müdürüydü. Onlardan gidip beş bin lira borç aldık. Aynı zamanda meslektaşımız, büyüğümüz, enstitüde çalışmış ve daha sonra kendi şirketini kurmuş olan rahmetli Fuat abiden de borç desteği aldık. Otel Anba‘da çalışan yeğenlerim Ali ve rahmetli Emin de profesyonel kokteyl hazırlama ustaları olarak ve servis için otelden izin alıp makul bir ücretle etkinliğimizde görev alıp etkinliğe ekstra kalite kattılar. Alkolun her türü vardı; boldu. Gazlı içecekler, bira vb meşrubatlar bölgemizdeki üretici firmalardan sempatik ikmalle sağlandı. Rahmetli meslektaşımız Prof.Dr.Nihat Aktan (*2)‘ın yine sempatik ikmal olarak verdiği fakültenin şarap şişelerini ters çevirip ışığa tuttuğumuzda şarap taşları kristal gibi parlayarak ağır ağır dibe iniyordu. Mükemmel bir etkinlik olmuştu. Elli yıl içinde neler neler yitirdik korkularımızın esaretinde.
“…Bilim, yüksek performansın sırrının biyolojik güdülerimiz (M1.0: Hayatta kalmak) veya ödül-ceza güdümüz (M2.0:Hazza yaklaşmak, acıdan kaçınmak) değil; üçüncü güdümüz (M3.0) yani özümüzde bulunan kendi hayatımızı yönetme (A: Authenticity: Özgünlük), becerilerimizi artırma ve geliştirme (M: Mastery: Ustalık) ve amacı (P:Purpose: Amaç) olan bir hayat sürme arzumuz olduğunu gösteriyor (M3.0: Ben buna “Liderin Haritası:MAP” diyorum)…”
Ve yarın yine bir kokteyl var; keyifli beraberlikler diliyorum.
Ya sevdiğin işi yapacaksın; ya da yapmakta olduğun işi seveceksin: Keyifli Görev
Rahmetli Mahmut ve Meliha Karman’ların Katrancı Koyu’nda elli gün çadırda kalarak pamukta Yeşilkurt biyolojisini takip etmeleri öyküsünü anımsıyorum. Onlar hem de ellili yıllarda keyifli görev yapmayı ya da görevi gereğince yaparken keyif yaratmayı bilen, bulan önderlerimizdi. Neden mi ?

Bölgemizin sadece güneyindeki pamuklarda görülen Beyazsinek zararlısı (Bemisia tabaci) her ne olduysa otuz yıl önce Manisa pamuklarında da yoğun olarak görülmeye başladı. Yayımcı teknik teşkilata gittim (Manisa BKŞM / MY). Sorunun ciddiyetini anlattım; anlatamadım. Onları rahat konfor alanlarından çıkarıp tarlaya sokamadım. Basına yansıttım. Firmamda seferberlik ilan ettim. Tüm satış ekibimi teknik ekibe çevirdim. Gece-gündüz tarla kahve ve köylerde çiftçi eğitimleri düzenledim. Ben şahsım adına (keyif ve terle tatmin) ve firmam adına (yarım tondan on beş tona çıkan spesifik ilacın satışı) doyuma ulaştım ve kullanıcı teşekkürlerini aldım. Ancak yetkili otorite yerinden kıpırdamadı daha etkili etkinlikleri birlikte yapabilmek için…

Aradan yıllar geçti. Geçen yıl Manisa-Sarıgöl Bağ alanlarında geç turfanda üzüm yetiştiriciliği yüz bir dekarı aşan örtü altı yetiştirme kültürüyle önem kazandı. Tarımsal savaşımda yeni kültüre uygun “Entegre Tarımsal Savaşım” konusunda projeli bir çalışma yapılıp bir talimat hazırlanması yolunda organize adımlar atılması gereğini gördüm. Ne yazık ki çözüm odaklı organize girişimlere tanık olamadım. Belki de yapıldı da benim görmez alanımda kaldı. Halbuki üzümde böyle bir çalışma yetmiş yıl önceki Karmanların çadırlı pamuk çalışmasından daha fazla keyif verebilirdi.

Enstitümün yıllarına bakıyorum ve 1932 den 2025 e; asırlık ömre az kalmış ve “deliliklerinden yoksun bırakılmış insanlar, kanatları koparılmış arılara benzer: uçamadıkları için bal yapamazlar” ve rahmetli kurucu müdürümüz Nihat İyriboz‘a minnetle rahmet dilerken Erasmus‘u anımsıyorum:
“…Deliliğe Övgü (Erasmus, 1509): …Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilgelik olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia), kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir. ….Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.
…ve benim deliliklerim:
“…Marmaris’te akşamın karanlığı çökmek üzereydi. Masamda duran da Gary Hammel‘in on yıl sonra Türkiye’ye tekrar gelişindeki “strateji bir devrimdir” isimli kitapçıktı. Stratejiyi bir devrim olarak tanımlayan Bay Hammel, bunu yapacak kişiyi de aktivist olarak ele alıyordu. Ben de MDM rolü için Merkeze gönderdiğim değerlendirme raporunda aktivist olacağıma ve bunun getireceği çatışmalara dikkat çekiyordum. Merkez beni bu yola sokarken hem yağlı yemek istiyor hem de papazdan korkuyordu. Hem statükoya meydan okumak girişimini benimle test ediyor hem de konfor alanından çıkmaya direnecek satışçılarda olması kuvvetle olası satış kayıplarını yaşamak istemiyordu. İkinci global birleşmeye kadar (2001) bu görevde mesleğimin en hararetli ve mutlu günlerini yaşadım. Sınırlarım Ege’yi aştı ve Malatya-Isparta-Bursa-Nevşehir dörtgeninde koşturur oldum. Kimi zaman deli danalar gibi oluşum sadece kendi tercihimdi…”
Uzun lafın kısası; her şey sizin ellerinizde, siz yeter ki isteyin… Güç sizde.

Yolunuz açık ve aydınlık olsun; kutlamanız kalıcı keyiflere ve dostluklara katkı sağlasın.
Öykücü
(*1) https://www.copcu.com/2016/10/08/yasam-bufesinde-ozguven/
(*2) Prof.Dr.N.Aktan : 12 Eylül sonrası meslektaşımız ve çok sevdiğimiz abimiz Prof.Dr.Tayyar Bora ve Hekim Prof.Dr. Veli Lök (!) le birlikte görevine son verilen Gıda Bölümündeki hocamızdı